9 Kasım 2016 Çarşamba

ımpact videofest izmir / Krippel'in Kabusu /Krippel's Nightmare





Krippel'in Kabusu /Krippel's Nightmare / Video loop with sound/ 2016

Yeni Anıt'ın heykeltraşın kabusu serisi içinde kurguladığı Krippel'in Kabusu, heykeltraşın yapıtı ile olan bağına odaklanıyor.  Medyada  görmeye alışkın olduğumuz haberleri, tarihi zafer sahnelerini  ile birleştiren sanatçı, bu günün toplumsal travmaları  ile zaferleri kesiştirerek oluşan yarıkta yeni anlam dizgeleri  kurgulamaya çalışmaktadır. 




9 Nisan 2015 Perşembe

Cermodern/Kentsel Adalet

KENTSEL ADALET
Belli bir nüfus yoğunluğuna erişmiş yerleşim birimleri olarak kentler, farklı sosyal sınıfları barındıran yapısıyla toplumsal ve kültürel örgütlenmenin (ya da çözülmenin) en önemli merkezleridir. Tarih boyunca farklılıkları, farklı kültürleri ve düşünceleri bir araya getiren kentler, aynı zamanda toplumsal, düşünsel, teknolojik ve sanatsal gelişmelerin de hareket noktasını oluşturmuş ve herkesin katılımına açık iletişim ve eylem alanlarıyla çeşitli disiplinler arasında ortak çalışmalara olanak tanıdığı gibi, özel yaşamların dışında kalan ilişkileri ve karşılaşmaları da zorunlu kılmıştır. Ne var ki, büyük ölçüde uygarlıkla eş anlamlı olduğu düşünülen kentin, kavramsal içeriği farklı sosyal-ekonomik gelişmelere göre değişebilmekte ve kentlerde yaşayabilmek için kentsel yaşam kurallarına uymak zorunda olan tüm sosyal sınıflar aynı ölçüde kentin sağladığı olanaklardan yararlanamamaktadır. Bu bağlamda kentsel adalet, bir toplumdaki genel gelir dağılımı ve bu dağılıma göre yoksul – orta - zengin sınıflar arasındaki ilişkiler ile de doğrudan ilgili bir konu olarak okunabilir. Sosyal sınıflar arasındaki gelir dağılımı dengesizliği, kentlerin entelektüel yaşamının sacayağını oluşturan sanata ve kültüre, her kesimin aynı oranda erişememesinin en önemli nedenlerinden biri olarak ele alınabilir.
Gelişme, bütünlük arz eden bir süreçtir. Bu bağlamda, Türkiye gibi ekonomik kalkınmasını gelişmiş ülkeler düzeyine yükseltememiş olan toplumlarda, kalkınmanın salt sanayileşme ve para kazanma üzerinden ele alınması, kültür ve sanat gibi alanlarda büyük başarılara imza atmanın zaman alıcı ve zorlu süreçler haline geldiğini düşündürmektedir. Sanatın toplum ve kültür ile olan ilişkisi sürekli yön değiştirmektedir. Güncel gelişmeler sanatta yeni tartışmalara neden olmaktadır. Bunlar arasında sanatçı kimliği, sanat eserinin kendi değeri, sergileme alanlarının değişimi ve en önemlisi sanatın toplumla ilişkisi sayılabilir.
1980’lerden günümüze kadar geçen süreçte sanayileşmenin kültür ve sanat üzerine yoğun baskıları sonucunda sanatın kabul gördüğü koşullar sürekli spekülasyona neden olmuştur. Disiplinlerarası etkileşim çerçevesinde, teknolojideki gelişmelerin yarattığı yeni gösterim olanakları, kimlik ve beden üzerinden yeni yönelimler, sanatın sınırları ve toplumsal iletişim gibi yeni tartışma alanlarını ortaya çıkarmıştır.
Ülkemizde sanat ve kültür konusunda genellikle çok olumlu gelişmeler olmakla birlikte, hala bir bütün olarak toplumun ve farklı toplumsal sınıfların sanat kültürü açısından beklenen duyarlılığa sahip olmadığı açıktır. Bu nedenle konunun, hem ülke çapında, hem de özellikle büyük kentler açısından nesnel bir değerlendirmeye konu yapılmasında yarar görülmüş ve Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 11. Ulusal Sanat Sempozyumu’nun teması “SANATIN DEĞİŞKENLERİ BAĞLAMINDA KENTSEL ADALET” olarak belirlenmiştir.
Sempozyum belirlenen temayı kuramsal olarak tartışmaya açarken, aynı zamanda sempozyum kapsamında düzenlenen “KENTSEL ADALET” başlıklı sergi ile de konuya görsel bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir. Eşitsizliğin çok daha yoğun yaşandığı kent üzerinden kent algısına, kente bakış tarzına, kent temsili ve aktarımına odaklı özgün eserleri bir araya getirmeyi amaçlayan sergi, konuya özgü çok yönlü bir perspektif sunmakta ve “kentsel adalet” kavramı sanat aracılığıyla dillendirilmeye çalışılmaktadır.
















Doğruluk/Integrity/2014/Outdoor Installtion view /Cermodern/Ankara

M 1886 / Kesişen Eksenler /Crossing Axis / Hakan Kırdar&Yeni Anıt













KESİŞEN EKSENLER
Hakan Kırdar & Yeni Anıt 

21 Mart – 26 Nisan 2015
m1886 sanat projeleri - Ankara

Küratör: Fırat Arapoğlu

“Kesişen Eksenler” Hakan Kırdar & Yeni Anıt düet sergisinin başlığı. Ama aynı zamanda, “eksenlerin kesişmesi” bağlamında, sinemadaki 180° Kuralı olarak adlandırılan ve iki farklı karakterin konumlarını tanımlayan bir kavramla da ilişkili. Çekilen objenin etrafında kameranın en fazla 180° dönebileceğini belirten bu kuralın aksine, kamera 360° döndürülürse, kameranın objenin karşı tarafına geçeceğini belirtiyor. Böylece aslında diyalog halindeki iki kişinin sinema çekimini varsayarsak, her ikisinin 180°’lik yarıçapları, bu disiplinlerarası öykünün tamamını oluşturuyor.

Bir yanda kültürel değer yapılarını araştıran ve sürekli aşınan kültür katmanlarını sorgulayan Hakan Kırdar, özelde Türkiye modernitesinin çağdaşlaşmayı değil, devletin toplum üzerinde kurduğu baskıyı imlediğini göstermekte.  Çağdaşlaşma süreci, yaptırımlara sahip olarak gelişmişti: Anıtlar, binalar, projeler… Bunlar zaman zaman/zamanla yasaklayıcılığın da simgeleri olarak işlev görmüştü/r. Sanatçı gelenekleri temel alıp, sonra onları aşama aşama devreden çıkartma arzusunu irdeliyor. Böylece toplumsal pratik içinde gelişen söylemlerin imgesel grafiklerini çıkarttığı söylenebilir.

 Öte yanda ise Yeni Anıt bulunuyor. Daha dolayımlı bir biçimde çağdaşlığın “günlük yaşamdaki” pratiklerini yapı-bozumuna uğratmakta. Modern yaşamın ısrarla bireyleri yönlendirdiği yaşam tarzını bireylerin pratik olarak sürdürmelerinin, düşünsel altyapısı ve dürtülerini anlama çabası bu. Yeni Anıt’ın sembolleri sorgulamasının altında simge ve işaret ettiği arasındaki derin hayal gücünü anlama ve gösterme arzusu yatıyor.

Kesişen Eksenler, tüm bireysel yönelimler de dahil, günümüzde her fraksiyondan fazlasıyla duyulan “devlet/millet olgularını kabul eden anlayışların/bunu sahiplenen dürtülerin” dayandıkları geçerlilik alanını, tarihsel dayanaklarını ve bu anlayışların/dürtülerin iç-dünyalarını analiz etmek ve görünür kılmak arzusunda: Amaç anlamaya çalışmak.
............................................................................................................................................................

CROSSING AXIS
Hakan Kırdar & Yeni Anıt

21 March – 26 April 2015
m1886 art projects - Ankara

Curator: Fırat Arapoğlu

Crossing Axis” is the title of the duet exhibition by Hakan Kırdar & Yeni Anıt. But, at the same time it is associated with the concept known as the 180̊ rule in cinema, which defines the positions of two different characters, from the context of “crossingaxis”. Contrary to this rule that states that the camera can rotate around the object being filmed at a maximum of 180̊, it says that if the camera is rotated 360̊, the camera then would be on the other side of the object. Thus, if we consider the movie shoot of two people engaged in a dialogue, each one’s 180̊ radiuses forms the whole of this interdisciplinary story.

On the one hand there is Hakan Kırdar, who researches cultural value structures and questioning the continuously eroding cultural layers, displays on a private level that Turkish modernity actually images the pressure the state has established on the society, not modernization. The modernization phase had developed, having sanctions: monuments, buildings, projects... Sometimes/in time, they had acted/act as the symbols of prohibitiveness. The artist takes traditions as the basis and examines the desire to disengage them step-by-step. Thus, it can be said that he makes fictitious graphics of the discourses that has developed within the communal practice.

Then there is Yeni Anıt. In a more indirect way, the practices of modernity in “daily life” are structurally-flattened. This is the effort to understand the intellectual infrastructure and impulses of individuals continuing the life-style as a practice, modern life persistently directs individuals towards. Behind Yeni Anıt’s questioning the symbols, there is the desire to understand and show the deep imagination between the symbol and what it points to.

Crossing Axis desires to analyze and make visible the validity area, historic foundation and the inner worlds of these understandings/impulses that the “understandings that accept the facts of state/nation,/the impulses that own these” are based on, in every fraction exceedingly in our day, including all the individual tendencies: the aim is to try to understand.
Kayıp İşlemci /Lost Proccesor /2015 















Paratoner / 2015
















Yerçekimi Kuralları / Rules Of Gravity /2015














Hayalet/Phantom/2015
















Exhibition view






























http://haber.sol.org.tr/kultur-sanat/hakan-kirdar-yeni-anitdan-duet-sergi-kesisen-eksenler-110453

Çanakkale Bienali: Koordinatlar 40°9′0″N-26°24′0″E


ÇANAKKALE BİENALİ: Koordinatlar
40°9′0″N-26°24′0″E

13 Şubat - 8 Mart tarihleri arasında DEPO'da İstanbul izleyicisiyle buluşacak ÇANAKKALE BİENALİ: Koordinatlar, 3. ve 4. Uluslararası Çanakkale Bienalleri'nin açtığı kavramsal çerçeveden hareketle, Çanakkale kentinin sosyal ve kültürel dokusunu belirleyen tarihsel belleğini ele alıyor. Sergi militarizm, mitolojiler ve mikro-makro anlatılar, tarihin anıtlaştırılması gibi evrensel olguları, Çanakkale'nin özgün bağlamından hareketle irdeleyen yapıtları bir araya getiriyor.

Sanatçılar: Nikita Alexeev (Moskova), Nigol Bezjian (Beyrut), Klaus vom Bruch (Berlin), Ayşe Erkmen (Berlin-İstanbul), Aladdin Garunov (Moskova), Jakob Gautel (Paris), Güven İncirlioğlu (İzmir), Grigor Khachatryan(Erivan), Komet (İstanbul), Sıtkı Kösemen (İstanbul), Ulrike Rosenbach (Düseldorf), Viron Erol Vert (Berlin-İstanbul), Yeni Anıt (Mardin-İstanbul), Ani Setyan (İstanbul), Hakan Kırdar (İzmir)

Küratöryel Ekip: Beral Madra (Genel Sanat Yönetmeni), Seyhan Boztepe (Bienal Direktörü), Deniz Erbaş(Kurumsal Küratör)

Öktem'in kabusu: Hafriyatın Haysiyeti /Öktem's Nightmare: Dignity of Digging /Tütün deposu outdoor  İnstallation wiev/İstanbul

Hafriyatın Haysiyeti / Dignity of Digging  , Video version, indoor ınstallation view

Çanakkale Biennial: Coordinates 40°9′0″N-26°24′0″E

14 February - 8 March 2015
Opening: Friday, 13 February, 18:30
Artists: Nikita Alexeev, Nigol Bezjian, Klaus vom Bruch, Ayşe Erkmen, Aladdin Garunov, Jakob Gautel, Güven İncirlioğlu, Grigor Khachatryan, Komet, Sıtkı Kösemen, Ulrike Rosenbach, Viron Erol Vert, Yeni Anıt, Ani Setyan, Hakan Kırdar
Curatorial Team: Beral Madra (General Art Director), Seyhan Boztepe (Biennial Director), Deniz Erbaş (Corporate Curator)
Depo is hosting a selection of works from the 3rd and 4th Çanakkale Biennials. The exhibition Çanakkale Biennial: Coordinates follows the conceptual framework generated by the last two biennials, addressing the historical memory which determines Çanakkale’s actual social and cultural texture. The exhibition brings together works that examine universal phenomena such as militarism, mythologies and micro-macro narratives and the monumentalization of history, within the unique context of the city.
The conceptual frameworks chosen for the International Çanakkale Biennial since the beginning, all receive support from a foundation that takes into account and examines the country’s, region’s and world’s political, social, cultural realities and problems and then interprets and criticizes them through the generation of art. The Biennial is organized by CABININ - Çanakkale Biennial Initiative, and supported by the Çanakkale Municipality. Carried out in Çanakkale’s structures of historical and cultural importance and its densely populated public spaces, the biennial manages to implement the phenomenon of “Contemporary Art in a Public Space” reflecting the relational aesthetic rhetoric of today’s art.
With its grand narratives from Ancient Troy to the Gallipoli Campaign where half a million souls were lost in the first years of WW1, Çanakkale is a city that brings to mind the “phenomenon of war”. Organized in 2014 while the centennial of World War 1 was commemorated worldwide, the 4th International Çanakkale Biennial aimed at opening an artistic and intellectual space which brings forth a critical stance in relation to the problems created by the wars of our times, against the various ideologies that “mythologize and sanctify war”.
Supporters: Anadolu Kültür, Open Society Foundation, ÇATKAV (Çanakkale History and Culture Foundation), Çanakkale Municipality, I.U. Information Center Without Disability, Avantgarde Collection

13 Mart 2014 Perşembe

INTEGRITY/portizmir3

  Yeni Anıt'ın Portizmir3 için tasarladığı işi, integrity,

dogruluk,dürüstlük kavramı toplumsallığın ve  modernliğin yeniden tanımlandığı topraklarda icat edilmiş geleneğin ve  tarihsel canlandırmacı toplum modellerinin boğucu ortamında, distopik bir bahar dinlencesini betimliyor.

 
Integrity/Doğruluk, 
Değişken boyutlarda dış mekan dijital fotoğraf baskısı/izmir austro-turk tobacco house/2014




Montaj Hatası/Assembly Fault
      

25 Şubat 2013 Pazartesi

Salt soyut/Purely Abstract Sergisi /// Usanç Meşalesi/Torch of Boredom // İttifak ve İnfilak 1-2/Alliance and Explosion1-2





Usanç Meşalesi/Torch of Boredom:


Türkiye'de modernliğin montaj’a dayalı olması gibi köksüz bir batılılığın yansıması olarak , imal edilişinden yerleştirilişine Özgürlük Heykelinin başına gelen durum*;  (Abdülazizin süveyş kanalına terakkiperver bir girişim olarak doğunun ışığını yerleştirme çabası ve     başarısızlığı) ,  geç kalmışlığın, geç kapitalist anlayışa yenik düştüğü coğrafyamızın modern kimliği ile ilgili olarak  cumhuriyet politikaları öncesi bir yüzleşmeyi zorunlu kılıyor .

Özgürlük Heykelinin yaşadığımız coğrafyadaki anlamı ve tezahürü ile özgürlüğün tezahürü arasında kurulabilecek anlamsal bağ özgürlüğün batıda ve doğudaki görünen aksinin   birbiri ile örtüşmeyen ve kültürel açıklamalara ihtiyaç  duyan yapısı, bu asamblaj heykelin ana temasını oluşturuyor. Kıta Amerikasındaki beyaz anglosakson hakim kültürün yarattığı değerler içinde yarolma savaşı olarak ortaya çıkan graffiti harfleri,  özgürlük heykelinin zemini ile çakışıyor. Meşalesi ve buna bağlı olarakta  aydınlanması olmayan bir özgürlükle, batı medeniyetinin bakışı ile soyut yada soyutlama olarak algılanabilecek graffiti harflerinin kökensel çatışmasını primitif ve alt kültür yönünden ele alıyor.   


* Özgürlük Anıtı ilk olarak 1860’larda, ilk olarak Osmanlı İmparatorluğu yönetimindeki Mısır'ın Hıdiv'i Said Paşa'nın Süveyş Kanalı inşası için imzaladığı antlaşmanın gereği olarak Süveyş Kanalı'ndaki Port Said Limanı'nın girişine konulmak üzere planlanmıştı. Ancak dönemin Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından peşinatı ödendiği halde dikilen heykelden ötürü yerel huzursuzluk çıkacağı endişesiyle, Kavalalı soyundan Hidiv İsmail Paşa planlanan yere inşasını istememiştir.
(Harris, Jonathan (1985). A Statue for America: The First 100 Years of the Statue of Liberty. New York, N.Y.: Four Winds Press (a division of Macmillan Publishing Company).pp 7-8 ISBN 978-0-02-742730-1.)




İttifak ve İnfilak1-2/Alliance and Explosion1-2:


Yeni Anıt’ın İttifak ve İnfilak çalışması, graffiti yeni anıt kelimelerinin başharfleri olan Y ve A harflerinden oluşan graffiti tag’inin heykelsi yorumlarından oluşuyor. Sokak sanatının medyumu olarak sprey boya kutusu ve tag , altkültürün duvara kazındığı imgelerin geçici ve kışkırtıcı yanını kalıcı ve kaydedilmiş verilere çevirirken, sanatın geleneksel medyumu olan heykel aracılığı ile  yine kente ait olan modern inşaa malzemelerini  boşluğa kazıyor. İmitasyon olarak gri beton duvarda yaşayan renklerin  galeri veya müze mekanına girişi için grafitiyi katmanlarına ayırma ve yeniden kurma aracı olarak başrol oynuyor. Parlatılmış aliminyum ise mekanın ve izleyicinin renklerini üçboyutlu ve duvardan menkul grafitinin üzerine yansıtan pasif dinamik rolü üstleniyor.  Bu heykeller sokaklarda yaşayan alt kültürün steril bir mekanda temsil edilişi için bir ittifakla, şimdilerde şaşırtıcılığı ve vuruculuğunu kaybetme tehlikesinde olan graffitinin özgürlüğü ile kapatılışının durumuna tanıklık  ediyor. 










6 Şubat 2013 Çarşamba

Aica/1980den Günümüze Türkiye’de Görsel Sanatlar: Tanıklıklar ve Paylaşımlar:


Aica/1980den Günümüze Türkiye’de Görsel Sanatlar: Tanıklıklar ve Paylaşımlar:


2000ler Türkiye’sinin Sanatlı Maarif Takvimi.

1990lı yıllarda kendi sanatsal eğitimini tamamlamış birisi olarak Türkiye’de görsel sanatların başkenti olan İstanbul tüm dinamikleri belirleyen yapısı ile bir kara delik gibi çevresinde ve çeperinde olan herşeyi kendine çekiyordu. Bu çekim gücünün etkisi diğer sanat ilgilileri gibi benide bu şehre getirdi. İstanbul’daki  sanat ortamının bu gittikçe güçlenen  ve biraraya getirdiklerini kendi şartlarına göre yeniden yapılandıran yapısı, 1980 ve 1990 lara damgasını  vuran apolitik biçimci ulusal temsile dayalı  sanat ortamını, kavramsal sanatın gelenekleri üzerine kurulu bir sanatın dönüşümüne tanık etti bizi.

Herkezin sanatçı olabileceği, dünya ve insan nereye gidiyor sorularına cevap arıyan, kurumlar ve yaygın düşünce sistemleri tarafından ihmal edilen her düşünce ve fikrin sanata kaynak olabildiği düşünülen bir ortamdı bu. Diri , sanatın maddesine fetiş  olarak yaklaşmayan, kar amacı gütmeyen işlerin dünyası, hayatı sanatla buluşturmaya değer üretim kapıları oldu. Akademik sanatın mizah ile olan mesafesi ne kadar çoksa, çağdaş sanatta ironiyi keşveden Türkiyeli sanat emekçisi o kadar özgür olarak kendini ifade edebildi.  Bu dönemde kimlerin başrolde olduğundan ve nekadar önemli olduğundan öte, ortaya çıkan güç ilişkilerinin yapısına bakmak gerekir. Kuratörlük kurumunun sermaye ve uluslarası piyasa ile olan bağlantısı  sanatın güncel ve sürekli koşturulan sirkülasyonunu yükseltti. Bu ortamın, içi boş poşetleri oraya uçuran fırtınalı yapısı , top 10 listeleri , spekülatif eser satışları, sanatçıyı rezidensten  rezidense koşturan göçebe ve  yaşamını sanatın karlı yollarına  adamış bir bireye çevirdi. Kendini gerçekleştirme aşamasına , diğer ihtiyaçlarını karşılamadan geçmeye çabalayan Türkiyeli  Sanat emekçisi için ayakta kalma stratejileri her şeyden daha önemli bir hale geldi. Bilginin ve entellektüel altyapının, katalog yazıları ve dergilerde sergilendiği , yapılan spekülatif çalışmaların eleştiri süzgecinden geçirilmesine gerek kalmadan, yüceltilip yada yerin dibine sokulduğu  İstanbul’da, kimsenin kimseyi bekleyecek zamanının olmadığı dolmuş kuyrukları gibi  kaba ve yüzeysel bir yargı mekanizmasını beraberinde oluştu.  Bu noktada ürettiklerini görünür olmasını isteyen sanatçının kendinden organize bir yapıyı kurması gerekti.

Bizde ikibinlerde aktif olarak üretim ortamında olduğumuz İstanbul’da sanatın alınıp satılabilirliği en sancılı olan, bir materyale sahip olmayıp,  kolay taşınabilen mecrası olan video sanatına odaklandığımız bir insiyatif oluşturarak 10larca gösterim ve sergiyi 100lerce sanatçı ve izleyici ile buluşturduk.  Hülya Özdemirle beraber kurup yürüttüğümüz Videoist, gösterim, sunum ve sergileri  Ulus Baker’in deyimi ile bir Video Ars Memorativa -Hatırlama Zaanatı  Atölyesine dönüştü ve bu gün İstanbul’un merkez olduğu güncel sanat ortamına menkul/mobil  bir boyut kazandırmaya çalıştı/çalışıyor.

Bu kendinden organize yapı 2000lerde iyice beliren kuratöryel kamplaşmaya alternatif olmaya çabaladı. Bu anlamda alternatif kuratöryel sergiler ve organizasyonlar oldukça önemli bir yere oturdu. Tabi ki kendisine gösteri ve tüketimin sonradan monte edildiği bir   toplumun sanatı olarak Türkiye Çağdaş Sanatı hem güncel , hem çağdaş, hemde modern  sıfatlarını    hafriyat grubunun ortaya attığı gibi bir imalat hatası gibi üzerinde taşıyor. Türkiye Sanatı bu  günlerde küresel ölçekte kendine yer edinmeye başladı fakat, kendisine biçilen bir kıyafet görünümünde olan ve  hiç iyileşmeyen  yarası ile.

 Türk sineması üzerine yazdığı görüntü, imgelem kültürel açmazlara değinen “Mazi Kabrinin Hortlakları” kitabında Umut Tümay Arslan, Tanzimat edebiyatından bahsettiği bölümde Orhan Koçak’ın “Gecikmişliğin kabullenilmesi, büyük model kayması yada idealin kaptırılması olarak yorumladığı  batlıllaşma sürecinde, milli benliğin kendi yarası /gediğiyle eş zamanlı doğduğunu” söyler ve bu yara hakkında:         

“Ulusal benliğin yarası, kültürel hayatı ve eleştirel dili kateden çifte açmazda zonkluyordu sanki. Yerli olanı bayağı gösteren yabancı idealler ile yabancı olanı, taklit ve iğretiliğe dönüştüren bir yerlilik arasındaki yarılma, ulusal benliğin ta kendisi idi ”der.( Arslan U.T, 2010 :29)

1980 ve 1990lara damgasını vuran apolitik biçimci ulusal temsile dayalı  sanat, yada “Modern Türk Sanatı” ne kadar 2000lerde büyük bir eleştiri bombardımanına tutulmuş ve  güncel sanat arenası modernist sanatın ötekileştirici mekanizmalarını hedef olarak belirlemişse de, Türkiyeli sanat emekçisinin kaderi ulusal benliğin karaltılı  gölgesini taklit ve iğretiliğe doğru bir bulut gibi sanat ortamımızda yaşatıyor. Kurumlarımız müzelerimiz , galerilerimiz ve dünya sanat arenasının önemli aktörleri olan koleksiyoner ve  kuratörlerininde görmezden gelmeleri ile  çağdaş sanatın aslının bir kopyası olarak   tescillenen simülasyonlarını üretiliyor. Sorun olan şu ki,   anonimliğin devreye girdiği , sanat eserinin aurası  ve orjinallik kavramlarının sorgulanıp kaidelerin söküldüğü çağdaş sanat geleneğinin bilgi birikimi ile  sanat ortamımız hiç dönüştürülememiş görünüyor. Çağdaş sanatın dili ile konuşan eserler modernist statükocu bir soylulaştırmaya maruz bırakılıyor.   Simülasyon aslın yerine geçiyor yada kopyalanmış imgeye başyapıt muamelesi yapılıyor. Sosyal medyanın ve internetin yaygınlaşması ile daha belirgin olarak ortaya çıkan bu taklit ve zaman da intihale varan durum , her geçen gün Türkiye Sanatını saran korku filmi dekoru olan bir   sis bulutu gibi  sanat ortamını gölgeliyor. Bu zombi düğününde topraktan çıkan el ile gökten düşen elma birarada ancak film setindeki  devamlılıkları eksik.

Böyle şizoit bir ortamda kimlikler, kavramlar, deneyimler, okullar ve sanat emekçileri birarada ancak birbirine değmeden yaşıyorken   hatırlama mekanizmaları aracı ile yüzleşmeler sanat aracılığı ile mümkünmü ?  Bizler Sanatçı derneği ve birlikleri ile  sanatçı haklarını ,kentsel dönüşümü, soylulaştırmayı kamusallığı tartışırken, sanat ortamımız detourement ve   yada Cultural Jamminglerin uçuştuğu , bir reklam ajansına dönüyor. Bize ait olanı geri alabilmek için bize neyin ait olduğunu hatırlamamız gerekmezmi?     
      


Ferhat Kamil Satıcı, İstanbul, 2012





new colossus
is a personal history project
in which artistic documents to
monuments are transformed by ferhat kamil satici.

sculpture is a document of carving and assembling.
construction is a document of dividing
and combining.
static is a document of gravity.
form is a document of process.
art is a document of living.
my ego is a document of existence.
new colossus is a monument
of this transformation